top of page

Albay: Terk edildiği ormanda yeni yuvasını buldu

Sonunda şantiyede iş bitti. Herkes masasını topladı, arabasına bindi ve arkasına bakmadan gitti. Ben gidemedim. Dönüp Arap'a baktım. Bana bakıyordu.

2 Ağustos 2026 09:00:00

Albay: Terk edildiği ormanda yeni yuvasını  buldu

P - 2017'de, İstanbul Havalimanı şantiyesindeki ilk günümdü. Konteynere eşyalarımı yerleştirirken kapının önünde sessizce oturmuş, beni izlediğini fark ettim. Boynunda hâlâ tasması vardı.


Çevredekiler, bir yıl önce Kuzey Ormanları'na terk edildiğini anlattılar. Siyah olduğu için adını Arap koymuşlardı.


O gün yanına gittim. Başını usulca elime uzattı. Hikâyemiz de o gün başladı.


Sonraki iki yıl boyunca hemen her sabah beni yalnız bırakmadı. Arabamın sesini kilometrelerce öteden tanırdı. Ben daha güvenlik kulübesini geçmeden arkamdan koşmaya başlar, kapıya vardığımda beni bekliyor olurdu. Şantiyedeki yüzlerce insanı tanıyordu ama gözü hep bendeydi.


Yazın en sevdiği şey, klima sularının biriktiği kovalara girip serinlemekti. Kışın ise titreyerek konteynerin kapısına kadar gelir, yine de içeri girmeye çekinirdi. Kucağıma alır, elektrik sobasının yanına zorla yatırırdım. Önce biraz söylenir, beş dakika sonra horlamaya başlardı.


Sonra inşaat büyüdü. Kamyonlar geldi, iş makineleri girdi, ağaçlar gitti. Binalar yükseldikçe Arap'ın yıllardır yaşadığı orman, betonla çevrildi. Belediye ekipleri onu almak için defalarca geldi; sakladım, vermedim.


Sonunda şantiyede iş bitti. Herkes masasını topladı, arabasına bindi ve arkasına bakmadan gitti. Ben gidemedim. Dönüp Arap'a baktım. Bana bakıyordu. Ben de şimdi arabama binip gidersem, ona ne olacaktı? O gün, Arap da benimle geldi.


Sonra ona doğru yuvayı aramaya başladık. Arayan çok oldu ama sorular hep aynıydı: "Kaç yaşında?", "Havlıyor mu?", "Tüy döküyor mu?" Her telefondan sonra içimde aynı buruk his kalıyordu: Olmadı. Çünkü Arap'ın artık bir kez daha yanlış bir yuvaya gitme lüksü yoktu.


Sonra bir gün Dilara aradı. Konuşma daha ilk dakikadan farklıydı. Yaşını umursamadı, havlamasını sormadı, tüyünü dert etmedi. Sadece Arap'ın hikâyesini dinledi. Ve konuşmanın sonunda tek bir cümle kurdu: "Ne zaman gelip alabilirim?" Telefonu kapattım. "Tamam" dedim, "Evini bulduk."


Bugün artık adı Arap değil, Albay. Eskiden yaz sıcağında klima suyu biriken kovalarda serinleyen, konteyner kapısında ürkekçe bekleyen o çocuk. Şimdi Erenköy'de, sıcacık evinde uyuyor.


Bazen eski fotoğraflarına bakıyorum. Konteynerin önünde, çamurun içinde bana baktığı o ilk güne. Sonra bugünkü hâline.


Aynı köpek. Ama aynı gözler değil. O gün korkuyordu. Bugün huzurlu.


İyi ki o gün onu arkamda bırakıp gitmemişim.


Yolun açık olsun Albay.

bottom of page