top of page

Bir caddenin hatırası: Kibar

Caddeyi karış karış bilirdi Kibar. Bir gün Suadiye’de selamlaşırdık, ertesi gün Caddebostan’da, bazen de Bostancı’da çıkardı karşımıza. Sanki bu uzun sahil hattı onun eviydi, bizler de misafiriydik.

24 Mart 2026 09:00:00

Bir caddenin hatırası: Kibar

P - Bazı köpekler vardır… Sahibi yoktur ama herkese aittir.

Kibar da onlardan biriydi.


Yıllar önce Bağdat Caddesi’nde tanıdım onu. İlk bakışta fark edilen bir hali vardı; acele etmeyen, kimseyi ürkütmeyen, sanki herkesin dilinden anlıyormuş gibi bakan bir köpek… Öyle kibar, öyle nazik, öyle sevgi doluydu ki, bir arkadaşım onun adını koyuvermişti: Kibar.


Ve o isim, ona o kadar yakışmıştı ki bir süre sonra başka türlü çağırmak mümkün olmadı.


'Bu köpek başka'


Yemek yemesi bile sakindi. Diğer köpeklerle kurduğu ilişki dengeliydi. İnsanlara yaklaşırken bir sınır bilir, bir saygı gösterirdi. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi: “Bu köpek başka.”


Caddeyi karış karış bilirdi Kibar. Bir gün Suadiye’de selamlaşırdık, ertesi gün Caddebostan’da, bazen de Bostancı’da çıkardı karşımıza. Sanki bu uzun sahil hattı onun eviydi, bizler de misafiriydik.


Ve hiçbir zaman yalnız değildi. En yakın arkadaşı Kuyruksuz’la… İkisi hep birlikteydi. Ayrılmaz bir ikili. Onları her gördüğümde karşılıklı bir sevinç yaşanırdı. Onlar bizi tanır, biz onları… O anlar, küçük ama çok kıymetli mutluluklardı.


Yıllar geçti. Kibar yaş aldı ama yaşamayı hep bildi. Yazın sahilde rüzgârı koklayarak, kışın kafelerin altındaki ısıtıcılarda ısınarak… Onu seven, doyurmak için arayan, başını okşayan insanlar vardı. Bir sokak köpeği için nadir bulunan bir şeydi bu, kimsesiz ama kimsesiz değil gibi yaşamak.


Sonra hayat yavaş yavaş ağırlaştı. Kuyruksuz yaşlandı, pansiyona alındı. Kibar bir süre daha sokakta kaldı. Onu hâlâ görüyordum. Ama artık eskisi gibi değildi. Yürüyüşü ağırlaşmıştı. Sanki görünmeyen bir yük taşıyordu.


Mahalle olarak onu kliniğe götürdüğümüzde gerçeği öğrendik. Vücudu tümörlerle doluydu. Karnından ayak bileğine kadar… Ve ne yazık ki yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Veterinerimizin söylediği cümle hâlâ kulaklarımda: “Kaybedeceğimizi bildiğimiz bir savaşa girmeye gerek yok.”


Bazen sevgi, mücadele etmek değil… Doğru anda vazgeçebilmektir.


'O telefonun bir gün geleceğini biliyordum'


Onu, en yakın arkadaşı Kuyruksuz’un yanına, pansiyona götürdük.

İkisi yan yana, sakin bir yerde, hayatlarının son dönemini huzurla geçirsinler diye.

Kibar orada iki ay yaşayabildi.


O telefonun bir gün geleceğini biliyordum.

Hazır olduğumu sanıyordum. Ama değilmişim.


Koca oğlumuz…

Uykusunda, acı çekmeden veda etmiş.


Bunu öğrendiğim an içimde garip bir boşluk oluştu. Sanki sadece bir köpek gitmemişti… O caddede geçen yıllarımın bir parçası da onunla birlikte kapanmıştı.


Onun, beni gördüğünde yaptığı sevinç gösterileri, yemek görünce gözlerindeki o çocuk gibi heyecan, o sakin ve güven veren hali…


Hepsi birer anı olarak kaldı.


Bağdat Caddesi’nden yolu geçmiş olan herkes, eminim ki bir köşede Kibar’la karşılaşmıştır. Belki fark etmeden, belki kısa bir selamla… Ama mutlaka yolları kesişmiştir.


Çünkü bazı canlılar vardır, fark etmeseniz bile hayatınıza dokunur.


Kibar öyleydi.


Huzurla uyu güzel oğlum…

Yattığın yer incitmesin.

  • Instagram
  • X
  • Youtube

Copyright © patidio.com

Haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

bottom of page