'Bu montu yaparak 15 kaz kurtardık'
Kaz tüyü montlar tarihe karışıyor. Kazların eziyet çektirilerek tüylerinin alınması ve sonrasında mont, yorgan gibi tekstil ürününe dönüşmesi, 'Save The Duck' adlı bir markaya dönüştü. Üretilen teknoloji ile tekstilde kaz tüyü kullanımının önüne geçiliyor.
18 Mart 2026 09:00:00

P - Kaz tüyü, yıllardır moda sektöründe sıcak tutan “doğal” bir malzeme olarak pazarlanıyor. Ancak bu konforun arkasında, canlı yolumdan zorla beslemeye kadar uzanan ağır hayvan eziyeti tartışmaları bulunuyor. Tüketici tarafında etik üretim hassasiyeti yükselirken hayvansal içerik kullanmadan alternatif geliştiren markalar da daha fazla öne çıkıyor.
Save The Duck da bu markalardan biri. Save The Duck Türkiye Kurucu Ortağı Pınar Akçam ile markanın çıkış noktasını, büyüme yolculuğunu ve Türkiye planlarını konuştuk.

Save the Duck’ın çıkış noktası neydi?
Markanın kurucusu, İtalya’da 100 yılı aşkın süredir üretim yapan eski bir tekstilci aileden geliyor. Kendisinin çıkış sorusu da çok net: Moda dünyasında hayvan içeriği kullanmadan nasıl güçlü bir alternatif yaratılabilir? 2007-2008 yıllarında bu fikir üzerine çalışmaya başlıyor. Hem tasarım hem teknoloji tarafında, hayvan tüyü kullanılmadan da yüksek performanslı ürün geliştirmenin mümkün olup olmadığını araştırıyor ve bunun yapılabileceğini ortaya koyuyor.
Markanın ilk lansmanı 2012’de yapılıyor. Bugün ise dünyada 50’ye yakın ülkede satışta. Yani Save the Duck, niş bir fikir olarak başlayıp zaman içinde uluslararası ölçekte karşılık bulan bir yapıya dönüşmüş durumda.

Markanın ismi ve logosu ne anlatıyor?
Markanın adı ve logosunda ıslık çalan bir ördek var. Çıkış noktası hayvana saygı ve hayvana zarar vermemek olduğu için bunu daha sempatik bir figürle ama çok net bir mesajla anlatmak istemişler. Bir anlamda “Biz gerçekten hayvanları kurtarıyoruz” mesajını veriyor.

Aslında modada deri ve kürk konusunda yol alındı. Ancak kaz tüyü konusu, hala olumlu bir pazarlama yöntemi olarak devam ediyor. Kaz tüyü elde etme yöntemi nedir, nasıl bir hayvan sömürüsü söz konusu?
İnsanlar bazen kaz tüyüne bir yan ürün gibi bakıyor. Zaten gıda sektöründe bu hayvanlar tüketiliyor, dolayısıyla tüylerinin kullanılmasında da sakınca yok gibi düşünebiliyorlar. Ama asıl mesele şu, bu tüyleri elde etmenin birden fazla yolu var. Elbette uluslararası bazı standartlar var; hayvana acı çektirmeden elde edilmesi gerektiğine dair kurallar konuyor. Fakat bunlar ne gerçekten takip edilebiliyor ne de sizin giydiğiniz montun içindeki tüyün hangi koşullarda elde edildiğini bilmeniz mümkün oluyor.
Örneğin canlı yolum, zorla besleme gibi hayvanların ciddi acı çektiği yöntemler var, Siz aldığınız ürünün, bunların yapıldığı bir kaynaktan gelip gelmediğini asla bilemiyorsunuz. Biz kendi ürünlerimizde ise bunu çok görünür kılmaya çalışıyoruz. Montların içindeki logolarda, o ürün kaz tüyüyle yapılmış olsaydı kaç hayvanın tüyüne ihtiyaç duyulacağını anlatıyoruz. Örneğin bir mont özelinde, “Bu montu bu teknolojiyle yaparak 15 kaz kurtardık” diyebiliyoruz.
Vegan moda dünyada beklenen hızda büyüyor mu?
Çok hızlı büyümüyor. Vegan kavramı diğer sektörlerde çok daha hızlı yayıldı. Örneğin kozmetikte vegan ya da cruelty-free konusu, tüketicinin ilk sorduğu başlıklardan biri. Biz aynı zamanda kozmetik distribütörü de olduğumuz için bunu net görüyoruz. Ama giyim tarafında bu bilinç henüz aynı ölçüde oturmuş değil. Tüketici bunu anlasa bile giyim tarafında fiyat-performans ve görünüm hala tercihte daha etkili olabiliyor. Farklı raporlar farklı rakamlar veriyor ama dünya genelinde vegan giyim hacminin 50 küsur milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. Ancak burada çok hızlı bir artıştan söz etmek kolay değil.
Save the Duck ürünlerinde kullanılan teknoloji nasıl çalışıyor?
Bizim kaz tüyü ya da başka herhangi bir hayvan tüyü yerine kullandığımız materyal aslında geri dönüştürülmüş plastik. Doğaya atılmış pet şişeler toplanıyor, geri dönüştürülüyor, elyaf haline getiriliyor ve ardından Plumtech denen patentli teknolojiyle bir dolgu malzemesine dönüştürülüyor. Bu, mikro parçalara ayrılarak yapılan özel bir teknoloji.

Performans açısından nasıl bir avantaj sağlıyor?
Bu dolgu malzemesinin performans olarak hayvan tüyünden daha üstün nitelikleri var. Bir kere hava geçirgenliği daha fazla. Bir diğer konu da yıkama sonrası topaklanma ve form bozulması gibi sorunların önüne geçmesi. Bu da sürdürülebilir modayı uzun süreli kullanım ayağına taşıyor. Yani ihtiyaç olmadığı sürece tekrar tekrar satın alma yapmayıp, doğru satın alma yaparak uzun ömürlü ürünler kullanmayı mümkün kılıyor. Marka da zaten sürdürülebilir modayı bu şekilde duyurmak ve yaygınlaştırmak amacıyla ortaya çıkıyor.
Sizin Save the Duck ile yolunuz nasıl kesişti?
Benim bu markayla bağım aslında çok eski. Milano Marangoni’de yüksek lisans yaptığım dönemde Save the Duck henüz proje aşamasındaydı ve okulda konuşuluyordu. Tasarım tarafında marka için çalışmalar yapılıyordu. Biz de marka yönetimi tarafında böyle bir markanın sektörde nasıl konumlanabileceğini, nasıl bir imaj yaratabileceğini tartışıyorduk. Yani ben Save the Duck’ı, marka fiilen ortaya çıkmadan önce tanıyordum. Yıllar sonra da zaten distribütörlüğünü yürüttüğümüz yapının sürdürülebilir markalara yatırım kararıyla birlikte bu operasyon bize geldi. Benim de tekstil mühendisliği geçmişim ve markayla eski bağım olunca, Türkiye ayağını üstlenmeye karar verdik.

Türkiye operasyonunu üstlenme süreci nasıl gelişti?
Bu işin bize gelişi biraz enteresan oldu. Biz aynı zamanda uzun yıllardır L’Occitane’ın da distribütörüyüz. L’Occitane’ın sahibi olan iki ortak, genelde B Corp sertifikalı ve sürdürülebilir markalara yatırım yapıyor. Save the Duck markasına da yatırım yapmaya karar veriyorlar. Bu süreçte bana da “Böyle bir şeyle ilgilenir misiniz?” diye sordular. Ben de eski tekstilciyim, tekstil mühendisiyim. Save the Duck’la manevi bir geçmiş bağım da vardı. O yüzden "neden olmasın dedim" ve Türkiye operasyonunu yapmaya karar verdik.
Türkiye’de büyüme planınız nedir?
Biz perakendede ilerlemeyi düşünüyoruz. Beymen’de, Boyner’de ve farklı satış kanallarında yer alıyoruz ama en büyük amacımız, mağaza sayımızı artırarak AVM’lerdeki varlığımızı güçlendirmek. Türkiye’de toplam yedi mağazamız var. Bunların altı tanesi İstanbul’da, biri Ankara’da. 2026 sonuna kadar bir iki mağaza daha açma hedefimiz var. Biz bu işe girerken beş yıllık planda ulaşmak istediğimiz mağaza sayısını 18 olarak belirlemiştik. Bu sayı artı eksi bir iki mağaza değişebilir ama bulunmamız gerektiğini düşündüğümüz lokasyonlar belli. Bir diğer hedefimiz de online kanalları destekleyerek yaygınlığımızı artırmak.
