top of page

Depremde bir çadır hikayesi: Lucky ile nasıl fosur fosur uyudum?

Sevgili Lucky kocaman vücudunun bir kısmını benim sağ tarafıma yapıştırmış, yüzüme sıcak nefesini vura vura bakarak gülüyordu. Sağ tarafımdaki hararetin miktarına bakılırsa yeni de gelmemiş, bayadır beraber uyuyormuşuz.

3 Ağustos 2025 04:00:00

Depremde bir çadır hikayesi: Lucky ile nasıl fosur fosur uyudum?

P - “Aylar oldu yıllar oldu ben yüzünü görmedim…” 6 Şubat depreminin üzerinden iki buçuk yıl geçti. Elbette herkesin travma dolu anıları heybesinde birikti. Hepimizin hatırlamak istemediği onlarca görüntü hafızalarımızdan silinmiyor. Ancak, onca yaşanan berbatlığın arasında hiç mi gülümseten olaylar yaşanmadı diye soranlara elbette o tuhaflıklar silsilesinde gerçekleşen bazı kurgusal hatalar, gençlerin deyimiyle “bug” yaşandı diyebilirim. Yazıma Ahmet Kaya’dan dinlediğimiz “Çiğdem Çiçek” isimli şarkının ilk mısrasıyla başladım. Çünkü bugün kulaklıkla yolda yürürken tam da bu şarkıyı dinlediğim esnada eski bir dostla karşılaştım. Lucky isimli depremden sonraki yaşam alanımızın sevgili köpeği bana dilini çıkararak selam verdi. Karşılık verirken yaşadığımız o tatlı anıyı hatırladım.


Hatırladığım kadarıyla depremin üzerinden yaklaşık beş ay geçmişti. Bu süre içerisinde kedilerimizle birlikte çadırda yaşamıştık. Sevgili eşimin şehir dışında olduğu bir gün akşam üzeri iyice bunalmış olduğum günlerden birinde artık yavaş yavaş konteyner hayatına geçişin başladığını kabullenmeye çalışıyordum. Çadıra da o kadar alışkındık ki bir konteynerimiz olmasına rağmen keskin zengin kalkışı yapamamıştık. Henüz birkaç gündür yaz sıcağında bunaltsa da, söyletse de kendimi zorlayıp konteynerde geceyi geçirmeye başlamıştım. Eşim ise hali hazırda bir süredir şehir dışında olması sebebiyle konteynerde yaşamanın farkını tecrübe edememiş ve bir an önce dönüp çadırdan konteynere taşınmanın peşindeydi.


Birkaç gün sonra büyük kavuşma yaşandı. Burcu hevesle geldi konteynere baktı. Yaptığım temizliği elbette! beğenmedi cümbür cemaat temizlik yapıldı. Eşyalar yerleştirildi. Akşam karanlığı çöktü, yemekler yendi ve gece yarısına kadar sohbet edildi. Yaklaşık gece 3 buçuk, 4’ e kadar oturuldu. İyice herkesin gücü tükenince ben de masadan kalktım konteynere doğru uyumak için yöneldiğimde Burcu’nun arkadan hafifçe öksürdüğünü duydum. Ancak bu kibarlığı çok sürmedi ve “Ben yoldan geldiğim için çok yorgunum. Senin de ne derece horladığını düşünürsek, ben konteynerde bu gece tek uyusam sen de arabada yatsan olur mu?” dedi. Elbette onu anlıyorum dönem dönem kendi horlamasına uyanan biri olarak kesinlikle haklıydı. Ancak o yaz sıcağında arabada uyumak zorunda kalmak iyice moralimi bozdu. Biraz düşününce konteynerin hemen yanında fazladan eşyaları saklamak için kullandığımız çadır aklıma geldi. Hiç üşenmedim. O saatte çadırdaki bir paletin üstünü boşalttım. Üzerine birkaç yorgan  sererek nispeten bir yatak yaptım. Yastığımı aldım. Konteynerden uzun kablolu bir priz çektim. Vantilatörü prize taktım. Onca çabadan sonra da müthiş bir yorgunlukla uykuya daldım.


Nereden baksanız 8-9 metrekare olan çadırımda adım atacak tek yer yoktu. Her metrekaresi üst üste atılmış battaniye, kalın yorgan, minder, elektrikli soba, kullanılmayı bekleyen elektrik takımları doluydu. Alandaki yaklaşık 6-7 tane konteyner ve bir o kadar da çadırda kalan insanlar tüm kışlık malzemelerini o çadıra doldurmuştu. Kısa boylu sayılabilecek bir boyda olan kendim için sadece yatmalık bir alan yaratabilmiş ve orada uyuyakalmıştım.


Uyandığımın farkında olmama rağmen gözlerimi hala açmamıştım. O kadar uykum vardı ki, muhtemelen henüz iki üç saattir uyuyordum. Alnım ve boynum da terlemişti burdan da güneşin doğduğunu ve çadırın naylon çeperinden içeri daha da sıcak halde vurduğunu hissediyordum. İyi de vantilatör zaten hiç kapanmamış tam soğutmasa da esintisiyle kısmen sıcaktan koruyordu. Peki ben neden bu kadar sıcaklamış hissediyordum? O an anladım üzerimde bir ağırlık olduğunu. Kesin birisi gece gördü üstüme bir şey attı diye kızacakken yanağımın sağ tarafından da bir sıcaklığın belirli periyotlarla yüzüme vurduğunu hissetmeye başladım. Artık gerçekle yüzleşmenin zamanı gelmişti. Gözlerimi hafif araladım. Karşımdaki manzara…


Sevgili Lucky kocaman vücudunun bir kısmını benim sağ tarafıma yapıştırmış yüzüme sıcak nefesini vura vura bakarak gülüyordu. Sağ tarafımdaki hararetin miktarına bakılırsa yeni de gelmemiş, bayadır beraber uyuyormuşuz. Lucky benimde uyandığımı görünce bir patisini karnıma doğru atarak iyice yerleşmeye çalışırken bir anda çıkıştım. “Lucky kalk oğlum.” Lucky’nin beni umursamadığı yüzünden çok belliydi. Ben kalk komutunu ona anlatmaya çalıştıkça yerleşmeye çalışıyordu. Başını okşuyor elimle hafif itiyor olsam da nafile. Ben Lucky’i kalkması için ikna turlarını sakince devam ettirirken Lucky ise bir sonraki hareketini asla çaktırmamış bir anda uygulamıştı. O kocaman diliyle yanağıma “ŞLAP!!!” diye bir öpücük kondurduğunda kendimi o an kontrol edememiş ve avazım çıktığı kadar “LUCKY ÜSTÜMDEN KALK!” diye bağırmıştım.


Lucky benim bu anlık tepkime şaşırmış olacak ki bir anda olduğu yerden kalktı yatakta patilerinin üzerinde durmaya başladı.  Bense hızımı alamadım ve onu paletin üzerinden aşağı inmeye zorladım ve arkasından bağırarak çadırın dışına doğru kovalamaya başladım. O anda bir sahnenin tam ortasında olduğumu farkettim. Saat sabahın 6’sıydı ve ben avazım çıktığı kadar üstümden kalk diye bağırıyordum. Çadırın yanındaki konteynerlerden birkaç arkadaş ve sevgili eşim herkes kendi konteynerinin önünde gözlerini ovuşturarak bakıyordu. Sahnede ise önde Lucky arkada ben, sonsuzluğa koşuyorduk…


Selam sana Lucky, seni gördüğüme sevindim eski dostum…   

  • Instagram
  • X
  • Youtube

Copyright © patidio.com

Haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

bottom of page