top of page

FIP'te tedavi çıkmazı: İlaç var, ruhsat yok

Her yıl onlarca belki de yüzlerce kedinin ölümüne neden olan FIP hastalığı, resmiyet kazanmayan ilaç krizi nedeniyle pek çok kişinin el altından yürüttüğü bir tedaviye dönüşüyor.

24 Ocak 2026 09:00:00

FIP'te tedavi çıkmazı: İlaç var, ruhsat yok

P - FIP, son yıllarda kedi sahiplerinin en çok zorlandığı hastalıkların başında geliyor. Veteriner kliniklerine gelen FIP vakalarında belirgin bir artış var. Patidio’ya konuşan bir veteriner hekim, gelen vakaların 3’te 1’inin FIP olduğunu belirtiyor. Buna rağmen hastalık için etkili olduğu bilinen tedaviler ise hem pahalı hem de resmi sistemin dışında. Sahada yüzde 80’in üzerinde iyileşme sonuçları alınmasına rağmen FIP hala “tedavisi yok” denilen hastalıklar arasında yer alıyor. Çünkü kullanılan ilaçlar ruhsatlı değil ve bu tedaviyi tanımlayan açık bir yasal çerçeve bulunmuyor.


Ortaya çıkan tablo, FIP’i bir hastalığın ötesinde etik, hukuki ve ekonomik bir çıkmaza dönüştürüyor.

 

'Tedaviyi yapıyoruz ama risk alıyoruz'


FIP’te asıl kırılma noktası, tedavi aşamasında başlıyor. Kullanılan ilaçlar ruhsatlı olmadığı için veteriner kliniklerinde yasal olarak bulundurulamıyor. Bu nedenle ilaçlar kedi sahipleri tarafından temin ediliyor. Tedavi ise resmi protokoller yerine karşılıklı güven ilişkisi üzerinden yürütülüyor.

“İlaçlar çok pahalı. Parası olan ya da buna bütçe oluşturabilenler ilacı temin edebiliyor. Yine bir eşitsizlik söz konusu” diyen veteriner hekim, şöyle devam ediyor:

 “Tedaviyi yapıyoruz elbette ama ilacı klinikte bulunduramıyoruz. Kedi sahipleri ilacı belirli ağlar üzerinden temin ediyor. Eğer biri şikayet ederse ruhsatlı olmadığı için bu ilacı uyguladığımız gerekçesiyle başımız derde girer. Ama ne yapalım, ölüme mi bırakalım?”

 

İlaca erişim de sistem dışı


FIP ilaçlarını temin eden ve süreci yakından bilen kişi, kendisini bir distribütör ya da satıcı olarak tanımlamıyor. Bu işe ticari bir planla girmediğini özellikle vurguluyor. FIP ilaçlarının temininin ise tamamen sistemdeki boşluğun sonucu olarak ortaya çıktığını söylüyor ve şöyle konuşuyor:


“Ben bu sürecin içine kendi kedim FIP olduğu için girdim. Resmi olarak tedavisi yok denilen bir hastalık vardı ama sahada işe yaradığı bilinen bir ilaç dolaşıyordu. İlk aldığımda doz başına fiyat yaklaşık 72 dolardı. Çok pahalıydı.”

Bu noktada ilacın nereden geldiğini araştırmaya başladığını söyleyen ilaç satıcısı, etken maddenin Çin’de sentezlendiğini ve buradaki fiyatlarla Türkiye ve Avrupa’daki fiyatlar arasında ciddi farklar olduğunu fark ettiğini belirtiyor. İlaçları Çin’den temin ettiklerini, üzerine yalnızca sınırlı bir fark koyarak hayvan sahiplerine ulaştırdıklarını söylüyor.

 

Gümrükten nasıl geçiyor?


İlacın dolaşımı da sistemdeki gri alanlara dayanıyor. Kaynağın anlattığına göre gümrükte ilacın veteriner ilacı olup olmadığına bakılmıyor. “Gümrükte ruhsat görülmüyor. İlacın etken maddesine bakılıyor” diyen satıcı, süreci şöyle anlatıyor: “Tarife numarası etken maddeye yakın bir başlıkla giriyor. Kullanım amacı sorgulanmıyor. Bu durum sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da böyle.”


Bu nedenle ilaç, resmi olarak veteriner ilacı sayılmasa da fiilen dolaşıma girebiliyor. Ancak bu durum, tedavinin tamamen kontrolsüz olduğu anlamına gelmiyor.

 

'Doz hatası tedaviyi bozar'


İlacı temin eden kişi, sahada karşılaştıkları en büyük risklerden birinin yanlış dozlama olduğunu söylüyor. “Düşük doz hastalığı baskılıyor ama tamamen temizlemiyor. Bu da nükse yol açıyor” diyerek özellikle yavru kedilerde miligram hesabının hayati olduğunu vurguluyor.


Yanlış enjeksiyon tekniklerinin de ciddi sorunlara yol açabiliyor. Veteriner hekimler, ilacın asidik yapısı nedeniyle aynı noktadan tekrar tekrar yapılan enjeksiyonların açık yaralara neden olabildiğini, uygulamanın mutlaka doğru anatomik bölgelerden ve dönüşümlü yapılması gerektiğini söylüyor.

 

İlaç nasıl ortaya çıktı?


FIP’te kullanılan antiviral etken madde, doğrudan bu hastalık için geliştirilmiş bir veteriner ilacı değil. İlacın hikayesi, insanlarda kullanılan bir koronavirüs ilacı üzerine yapılan bilimsel çalışmalarla başlıyor.


Bu alandaki en kapsamlı klinik çalışmaları yürüten isimlerden biri, ABD’de uzun yıllar FIP üzerine çalışan veteriner virolog Niels C. Pedersen. Pedersen’in üniversite bünyesinde yürüttüğü çalışmalarda, FIP tanısı almış kedilere bu etken madde 84 gün boyunca uygulandı. Tedavinin ardından kediler 90 gün daha takip edildi. Sonuçlar, uygun vakalarda yüzde 80–85 oranında iyileşme sağlandığını gösterdi. Bu veriler akademik yayınlara da girdi ve uluslararası literatürde açıkça yer aldı.


Ancak bu bilimsel başarı, ilacın veteriner tıbbında resmi bir tedaviye dönüşmesi için yeterli olmadı. Etken maddeyi geliştiren şirket, molekülün yalnızca insanlar için kullanılmasına izin verdi. Hayvanlarda kullanım için bir ruhsat başvurusu yapılmadı. Böylece FIP’te etkili olduğu bilinen bu tedavi, bilimsel olarak tanımlı olmasına rağmen hukuki bir karşılık bulamadı.

 

Nasıl anlaşılır?


FIP’in en zorlayıcı yönlerinden biri, belirtilerinin özgün olmaması. Hastalığa yol açan kedi koronavirüsü (FCoV), özellikle çok kedili evlerde ve barınaklarda yaşayan hayvanların büyük bölümünde bulunuyor. Ancak bu virüsü taşıyan her kedi FIP geliştirmiyor.


Hastalık, virüsün mutasyona uğrayarak bağışıklık hücreleri içinde çoğalma yeteneği kazanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu mutasyonu kesin olarak ayırt edebilen tek bir test bulunmadığı için FIP tanısı, çoğu zaman klinik tablo ve laboratuvar bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle konuluyor.


Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, sarılık, dalgalı ateş ve büyüme geriliği gibi belirtiler pek çok başka hastalıkta da görülebildiği için tanı sıklıkla gecikiyor.

 

FIP çeşitleri


FIP genellikle iki ana formda görülüyor. Islak (effüziv) formda, karın ya da göğüs boşluğunda sıvı birikimi öne çıkıyor. Karın şişliği, nefes darlığı ve genel durum bozukluğu bu tabloda sık görülüyor.


Kuru (non-effüziv) formda ise hastalık belirli organlarla sınırlı kalabiliyor. Göz, beyin, böbrekler, karaciğer ve sinir sistemi en sık etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Nörolojik belirtiler, göz iltihapları ve davranış değişiklikleri bu formda öne çıkıyor. Pratikte iki form çoğu zaman iç içe geçiyor ve kuru FIP ilerleyen aşamalarda ıslak forma dönüşebiliyor.

 

Tanı koymak da zor


FIP’te kesin tanı, virüsün hastalığa özgü lezyonların içinde gösterilmesiyle mümkün. Ancak bu yöntem invaziv, pahalı ve her vakada uygulanabilir değil. Bu nedenle veteriner hekimler çoğu zaman “yüksek olasılıklı FIP” tanısıyla tedavi kararı almak zorunda kalıyor.


Hastalık ilerleyici ve ölümcül seyrettiği için tanının kesinleşmesini beklemek çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor. Ruhsatlı bir tedavi sisteminin olmaması da bu kararı daha da zorlaştırıyor.

Bugün FIP’te yaşanan temel sorun, ilacın etkisiyle ilgili değil. Vaka sayısı artıyor, tedavi uygulanıyor ve sonuç alınıyor. Ancak bu tedavi, resmi olarak tanımlanmış bir yasal çerçeveye sahip değil. Bu nedenle FIP, kedi sahipleri için yüksek maliyet, hukuki belirsizlik ve güven ilişkisi üzerinden yürüyen bir süreç olarak gündemdeki yerini koruyor. Tartışma ise hala aynı soruda düğümleniyor: Bilimsel olarak mümkün olan bu tedavi, ne zaman resmi bir zemine oturacak?

 

  • Instagram
  • X
  • Youtube

Copyright © patidio.com

Haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

bottom of page