Hamiyet Anne ve Büyük Kedisi 'Dede'
Dede, o gün bir yuvaya değil, bir can yoldaşına kavuştu. Hamiyet Anne onu sadece içeri almadı, hayatına aldı. Geceleri karanlıkta yalnız hissetmesin diye lambayı bile söndürmedi.
3 Nisan 2026 09:00:00

P - 2019 yılıydı. Her gün işe gidip gelirken aynı köpeği görüyordum — arabaların altına sığınmaya çalışan, oradan çıkmayan, kocaman bir şey. Günler, haftalar geçti. Gitmedi. Sonra fark ettim. Boynunda derin bir tasma izi vardı. Terk edilmişti.
Yaralıydı. Dişleri çok kötü durumdaydı. Belli ki uzun süre tek başına hayatta kalmaya çalışmıştı. İnsanlar büyüklüğünden korkup geçip gidiyordu ama benim gördüğüm ise sadece çaresizlik ve ürkek bakışları idi. Bir sabah dayanamadım. Yanına gittim. En az 50 kiloluk o dev oğlanı kucağıma aldım, arabaya bindirip kliniğe götürdüm. Hiç direnmedi.
Taşınırken Dede'yi bıraktılar
Klinikte yaraları sarıldı, dişleri tedavi edildi, yavaş yavaş toparladı. Sonra İzmir’de, bahçeli bir evde yuva buldu. Koştu, sevildi. “Tamam,” dedim içimden. “Kurtuldu.”
Ama bir gün… haberler kesildi.
Hemen araştırdım. Taşınmışlardı.
Ve Dede’yi yanlarına almaya gerek görmemişlerdi.
Sahilde, boş kayıkların altında yaşamaya çalışıyordu. Haberi alır almaz aynı gün gidip aldık.
Bir kez daha yalnız kalmasına izin verebilir miydim?
Geldi ğinde yaralıydı. Tedavisi sürerken ona yuva arayışlarımı takip eden biri mesaj attı.

'Getir kızım, ben bakarım'
Hamiyet Anne.
“Getir kızım,” dedi. “Ben bakarım.”
Götürdüm.
Dede, o gün bir yuvaya değil, bir can yoldaşına kavuştu. Hamiyet Anne onu sadece içeri almadı, hayatına aldı. Geceleri karanlıkta yalnız hissetmesin diye lambayı bile söndürmedi.
Zamanla… birbirlerinden başka pek kimseleri kalmadı.
Çünkü bilirsiniz; hayat her zaman aynı yerde durmuyor.
Hamiyet Anne önce torununu kaybetti. Sekiz yaşındaydı. O acı geçmeden ardından yıllardır omuz omuza yürüdüğü eşini kaybetti.
Ve sonra beynine pıhtı attı — bir kez değil, iki kez.
Yürümesi zorlaştı. Konuşması zorlaştı.
'Ben oğlumu vermem'
Her seferinde sordum:
“Hamiyet Anne, Dede’yi geri alayım mı?”
Cevabı hiç değişmedi:
“Ben oğlumu vermem.”
İnsanların en küçük bahanelerle vazgeçtiğini gördükçe, onun bu kadar şeye rağmen vazgeçmemesine her seferinde yeniden şaşırıyordum.
Bugün Hamiyet Anne bazı şeyleri unutuyor. Günü, telefonu, az önce söylediğini…
Ama her sabah gözünü açar açmaz sorduğu tek şey aynı:
“Didem, kedilere yemek verdin mi?”
“Verdim ya anne.”
“O kediler değil…”
“Hangi kediler anne?”
“Büyük kedi. En büyük.”
Adını unutmuştu belki Dede’nin. Ama onu asla unutmamıştı.
Şimdi ikisi de yürümekte zorlanıyor. Biri yaşlılıktan, diğeri hastalığın izlerinden. Ama hâlâ yan yanalar.
Bazen bir insan bir hayvanı kurtarır sanırsınız.
Bazen de tam tersi olur.
