Katliam var, adı yok: Medya bunun neresinde?
Sokak hayvanlarına ilişkin haber dili, 2021 sonrası belirgin bir kırılma gösterdi; “saldırı”, “tehlike” vurguları artarken, sevgi ve sorumluluk temaları geri planda kaldı.
9 Ekim 2025 06:00:00

P - Hemen her eylemde duyuyoruz:
“Katiller dışarıda, masumlar içerde.”
Slogan bu...
Duymaya alıştık, anlamaya çalışmaya bile gerek görmüyoruz hatta.
Oysa cinayet işlemesine rağmen “katil” damgası yemeyen bir kesim var: ‘mala zarar verme’yle para ödeyip sıyrılanlar. Bu yazıda onlara bakacağız.
Kim bu katiller?
Siyaset, ekonomi, kültür sanat, dış politika derken ülkede büyük bir katliam yaşanıyor. Üstelik bazıları buna “katliam” bile demiyor. Kimileri de “daha mühim dertlerimiz var” diyerek geçiştiriyor.
Oysa sormak gerek: Bir canlının yaşam hakkını, gözünü kırpmadan elinden alan ve cezasız kalan bir failden daha mühim ne olabilir?
Evet, konumuz sokak hayvanları ve insanlık daha tarımı keşfetmemişken yanımızda olanlar, yani köpekler. İnsanlık tarihinin en eski yoldaşları şimdi sistematik yok etmeye maruz bırakıldı. Maruz bırakıldı diyorum ama elbette buraya bir günde gelmedik. Önce “kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat” çağrıları yerini “hayvanları öldürmeyin” taleplerine bıraktı. Ardından parlamentoda kabul edilen değişikliklerle (kullanılan terimlerle ve uygulamayla ilgili tartışmalar sürerken) uygulama sahada bambaşka sonuçlar doğurdu. Aslında "bambaşka" demek doğru sayılmaz.
Zaten muallakta bırakılan maddelerin bu tabloyu yaratacağı belliydi.
TBMM’de “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AKP ve MHP oylarıyla 28 Temmuz 2024 tarihinde Genel Kurul’da kabul edilerek yasalaşınca, eve dönerken, işe giderken selam verdiğimiz sokak köpekleri selamımızı almamaya başladı. Yıllardır mahallelerinden koparılan köpekler barınaklara, fiilen ölüm kamplarına gönderildi. Yasa metinlerindeki değişiklikler pratikte ölüme dönüşen bir uygulamayı meşrulaştırdı.
Üstelik bu sözde barınaklar, 1111 belediyeden yalnızca 273’ünde var. Uygulamada da 10 metrekareye bir hayvan düşmesi gerekiyor.
Bakımevi mi, ölüm kampı mı?
Ama yasayla birlikte bırakın bir köpeği, onlarca köpek o on metrekare alanın içine sıkıştırıldı. Pek çoğunun uykusu geldiğinde uzanabileceği bir alan dahi yok. Günlerce ve hatta aylarca yalnızca oturur pozisyonda durabildiğinizi; vücudunuzu hareket ettiremediğinizi; öylece durduğunuzu düşünün. Zaten pek çoğunun vücudu da açlığa ve bu işkenceye dayanmıyor. Peki, dayananları ne bekliyor?
Haber yaparken sahada gördüklerim, haberleştirdiklerim ve ulaştığım belgeler yaşam hakkını fiilen ortadan kaldırdığını gösteriyor.
Bugün Türkiye’nin her yerinden katliam ihbarı geliyor. Biraz incelendiğinde sistemi çözmek zor değil.

Toplanan köpek başına ödül
Vicdanını bir kenara bırakıp başkanlarına yaranmak için harekete geçen yetkililer, sokakta toplanan köpek başına para koymaya başladı.
Örnek, Osmaniye Belediyesi’ne bağlı Hayvan Barınağı. Kendi arasında çalışanlar yarıştırılıp, ay sonunda topladıkları köpek başına hesaplarına para yatıyor. Bunların içinde hamile veya daha yeni doğmuş, gözü açılmamış köpekler bile var. Daha sonra üst üste barınaklara hapsedilen ve aç bırakılan köpekler; barınakta yer kalmayınca ölüme gönderiliyor. Bu sayede yerine yenisi gelebiliyor. Pek çoğu iddiaya göre kullanımı yasak ilaçlar aracılığıyla yapılıyor.
Barınak çalışanlarının kendi aralarındaki yaklaşık 30-40 sayfa konuşma metnine ulaştım. Savcılığın eline de geçen bu konuşmalarda çalışanların kendi arasındaki yazışması, nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Sayfada yer alan bu konuşmalarla ortaya çıkan şey; yasanın tamamen öldürme odaklı olduğu. Saldırgan değil, saldırgan olmayan köpeklerin de toplandığı.
Köpek başına para alanların aralarında birbirine ‘hayvan hediye ettiği’ anlaşılıyor. Öyle ki içlerinde sahipli köpekleri toplayan bile var. Sahipleri gelip almak istediğinde, vermemek için gözlerini korkuttukları mesajlarla kanıtlı. Hatta sadece bu konuşmalar değil, drone görüntüleriyle de hayvan zulmünü kamuoyuna duyurduk. İşte yazının başında bahsettiğim soruya bir yanıt da bu örnek…
Ayrıca hâlâ dışarda geziyorlar. Toplu taşımada senin, benim, bizim yanımızda oturuyorlar. Birlikte aynı asansörlere biniyoruz veya aynı marketten alışveriş yapıyoruz.
Korkutucu, değil mi?
Çözüm yerine korku beslendi
Bu süreçte medyanın etkisi küçümsenemez. Sokak hayvanlarına ilişkin haber dili, 2021 sonrası belirgin bir kırılma gösterdi; “saldırı”, “tehlike” vurguları artarken, sevgi ve sorumluluk temaları geri planda kaldı. Bu değişim, toplumsal algıyı etkileyerek normalleştirilmiş şiddeti meşrulaştırdı. Medyanın bir kısmı meseleleri “gündem”e taşıma biçimiyle kutuplaştırmayı derinleştirdi; barınakları ve toplanmayı çözüm gören söylemler, gerçek çözümler yerine öfke ve korkuyu besledi. Hedeftekiler gazeteciler ve hayvan hakları savunucuları oldu. Ya da vicdanı olan herkes.
Medyanın değişen dili
Şimdi medyada tarihleri ikiye ayıralım. 2021 Yasa Değişikliği öncesi ve sonrası... Çünkü medyanın hayvanlara yaklaşımı aslında yasa değişikliğinden önce ile sonrası arasında belirgin bir kırılma gösteriyor. Küçük çaplı bir araştırmayla medyada nefret söyleminin arttığı zaman dilimine bakalım. Tabii şaşırtıcı değil: 2021 Temmuz! Bu tarihten sonra haberlerinde “köpekler vahşet saçtı”, “başıboş köpek saldırısı”, “sürü halinde köpek korkuttu” gibi başlıkları en çok kullanan kanalların başında ATV, TRT Haber, TGRT Haber geliyor.
Aynı kanalların 2021 öncesi, özellikle 2018-2020 tarihleri arasındaki arşivini tarayalım. Ağırlıklı olarak “sevimli sokak k öpeği”, “sadık dost” başlıklı içerikler yer alırken/diğer yandan belediyelerin barınak projelerine de değiniliyor. Ayrıca TRT’de daha çok “çocuklarla hayvan sevgisi” temalı kamu spotu tadında haberler yer alıyor. AKP-MHP ortaklığıyla gündeme gelen ve TBMM'den geçen bu yasa, onlara bağlı haber kanallarını da harekete geçirdi. Pek çoğu düğmeye basarak nefreti körükledi.
Bundan nasibini alan bir de hayvan hakları savunucusu gazeteciler… Hayvanlar yarına iki kelam etmiş yahut haberiyle gündem belirlemiş gazeteciler tüm bu nedenlerden hedefe çok kolay oturuyor. Pek çoğu hakaret, tehdit, kötü muamele ile karşılaşıyor.
Çözüm öldürmek mi?
Yazının ortalarında “çözüm” kelimesi geçmişti. Çözüm dediysek, elbette sorun da var. Hayır, 'başıboş köpek sorunu' demeyeceğim. Önce hayvan popülasyonunun neden bu kadar arttığına bakmalı. Bugüne kadar kısırlaştırma yapmayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen belediyeler ve onları teşvik etmeyen iktidar nedeniyle sokak hayvanı sayısı her geçen gün kontrolsüz şekilde artıyor. Her yeni doğan sokak hayvanı; açlık, susuzluk veya bir maganda tarafından ezilme korkusuyla dünyaya geliyor. Bir kedi-köpeğin sokakta en fazla 10 yıl yaşayabildiğini düşünün. Rekordan bahsediyorum elbette… Yani son 20 yılda belediyeler var olan hayvanları kısırlaştırıp, aşılayıp yerinde yaşatmış olsaydı; bugün bunu konuşuyor olur muyduk?
Peki görevini yapmayanların cezasını, neden bugün bu canlılar ödüyor? Çözüm, Dünya Sağlık Örgütü’nün de en etkili, insani ve sürdürülebilir yol olarak gösterdiği Kısırlaştır-Aşıla-Yerinde yaşat programıyla mümkün-dü.
Bunu bugüne kadar yapmayan iktidar, bazı grupların desteği ve gündem değiştirme gazıyla mı adım atmadı?
Esasında soru çok. Yanıt veren yok.
Türkiye Psikiyatri Derneği hayvanların öldürülmesine yönelik yasa tasarılarının hem etik hem de bilimsel açıdan kabul edilemez olduğunu söylüyor.
Adaletin ve ruh sağlığının sınavı...
Ayrıca hayvanlara yönelik şiddetin, insanlara yönelik şiddeti de normalleştirdiğini ve artırdığını, toplumun ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurguluyorlar.
Çocukların hayvanların öldürülmesine tanık olmasının ciddi psikolojik travmalara yol açabileceği de belirtilenler arasında.
Bu, sadece köpeklerin meselesi değil.
İnsanlığın vicdanının, adaletinin ve ruh sağlığının sınavı.
Her bir canlının yaşam hakkına saygı göstermek, toplumun geleceğini korumaktır.
Şimdi susarsak, yarın ya suçun sesi; ya da hedefi oluruz.
