Oy pusulasında pati izi: Siyaset yalnızca insan için mi?
Dünyada hayvanların haklarını korumak için partiler kuruldu. İlk başlarda belki yüzde 1'lik bile oyları yoktu ama şimdi Avrupa Parlamentosu'nda temsil ediliyorlar. Türkiye'deki örnekleri ise girişimden öteye geçemedi.
25 Ekim 2025 15:00:00

P - Seçim sonuçlarını açıklıyorlar. Kameralar liderlerin yüzüne çevrilmiş. Ülkenin bir köşesinde, kimsenin fark etmediği küçük bir parti yüzde 1 bile oy alamıyor ama yine de bir kedinin, bir köpeğin, bir ineğin sesi orada yankılanıyor. “Bizim için bu bile temsil” diyorlar.
Bu, sandıklarda yer bulan hayvan partilerinin hikâyesi.
Kuruluş manifestosuna “hayvanların sesi olacağız” diye başlayan bu partiler, son yıllarda dünyanın dört bir yanında sandıklara kendi logolarıyla girdi. Kimi parlamentoya kadar yükseldi, kimi birkaç bin oyda kaldı. Ama hepsinin ortak bir noktası var: 'Yaşam hakkı' mücadelesini meclis kürsüsüne taşımak.
Sokaktan meclise: Hayvan hakları siyasete taşınıyor
“İnsanın diğer canlılar üzerindeki tahakkümünü sorgulamak zorundayız” Bu cümle, 2002’de Hollanda’da kurulan ve dünyada parlamentoya giren ilk parti olan Partij voor de Dieren (PvdD – Hayvanlar İçin Parti)’nin doğuş manifestosundan alıntı. Kurucuları Marianne Thieme ve Ingrid Newkirk, uzun yıllar hayvan hakları aktivizmi yaptıktan sonra bir gerçeği fark etti: “Yasaları değiştirmeden vicdanı değiştiremeyiz” Sokaklardaki eylemler, kürk karşıtı yürüyüşler ve mezbaha protestoları elbette etkiliydi ama yetersizdi. Hayvanların sesi, artık meclis kürsüsünden duyulmalıydı. Thieme ve Newkirk, hayvan hakları hareketinin siyasete taşınması gerektiğini savunarak 'hayvanların temsil edilemeyeceği' fikrine itiraz ettiler ve tarihte ilk kez, hayvanların sesini meclis kürsüsüne taşıdılar.
Dünyada ilk kez bir hayvan hakları partisi parlamentoya girdi
PvdD, 2006 seçimlerinde Hollanda Temsilciler Meclisi’ne aldıkları yüzde 1,8 oyla iki milletvekili sokarak tarihe geçti. Küçük gibi görünen bu oran, aslında tarihte bir dönüm noktasıydı. O günden bu yana PvdD, Hollanda siyasetinde “vicdan partisi” olarak anılıyor. Ekonomik büyümeden çok etik büyümeyi savunuyorlar. Endüstriyel hayvancılığın çevresel etkilerine, laboratuvar deneylerine, ormansızlaşmaya ve tüketim kültürüne karşı seslerini yükseltiyorlar. 2022'deki belediye (Gemeenteraad) seçimlerinde 63 sandalye kazanarak 29 belediyede temsil edilmeye başladılar. 2023 meclis seçimlerinde yüzde 2.25 oyla mecliste sandalye sayılarını 3'e yükselttiler, eyalet meclislerinde yüzde 4.70 oy oranıyla altı sandalye kazandılar.
2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde PvdD, Hollanda'dan yüzde 4.5 oy oranı ile 1 sandalye kazanarak, partinin mevcut Avrupa Parlamentosu temsilcisi Anja Hazekamp tarafından temsil ediliyor. Hazekamp, Avrupa Birliği'nde hayvan hakları ve çevre politikaları konusunda aktif bir figür. Bugün parti, çevre politikaları ve hayvancılık sektöründeki etik ihlallere karşı sesini yükseltmeye devam ediyor.
Hükümette yer almasa da iklim krizi ve hayvan hakları tartışmalarında önemli bir toplumsal baskı unsuru hâline geldi.
Partinin en ses getiren hamlelerinden biri, 2013’te kürk çiftliklerinin tamamen yasaklanması oldu.
Ayrıca 2003 yılında ABD'deki Johns Hopkins Üniversitesi’nin Halk Sağlığı Fakültesi tarafından başlatılan 'Et'siz Pazatesi (Meatless Monday)' kampanyasının dünyada yaygınlaşmasına öncü olan PvdD, Hollanda’da kamu kurumlarında ve bazı belediyelerde menülerden etlerin çıkarılması için öneriler sundu.
Son günlerde Amsterdam kanallarında kedilerin düşerek hayatlarını kaybetmesi gündeme gelirken, parti bu konuda da adım atmayı başardı. Meclisten geçirilen kararla, Amsterdam kanallarına kedilerin suya düşmesi durumunda çıkabilmeleri için kedi merdivenleri yerleştirilecek. Parlamento kürsüsünde et yerine mercimekten, iklim değişikliğinden, endüstriyel çiftliklerdeki 'görünmeyen acı'dan söz eden vekiller, bir dönem Hollanda siyasetinde alay konusu olmuştu.
Her 20 seçmeden biri hayvan odaklı politikalara olumlu bakıyor
Ancak zaman içinde toplumsal algı değişti. Bugün ülkede her 20 seçmenden biri 'hayvan hakları' odaklı politikalara olumlu bakıyor ve parti, artık sadece çevreci bir oluşum değil, ahlaki bir dönüşümün sembolü olarak görülüyor.
Yine de PvdD kusursuz bir yapı değil. Son yıllarda liderlik krizleri, parti içi ayrışmalar ve bazı yönetim üyelerine yönelik “otoriter davranış” iddialarıyla gündeme geldi. 2023’te partinin kurucularından Thieme’nin istifası, hareketin geleceği konusunda soru işaretleri yarattı. Ancak parti hâlâ ayakta ve Esther Ouwehand başkanlığında, hayvan hakları ve çevre politikalarını savunmaya devam ediyor; Avrupa Parlamentosu ve Hollanda Temsilciler Meclisi’ndeki temsilcileriyle, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde etkin bir rol oynamayı sürdürüyor.
Oy pusulasında pati izleri nerelerde var?
Avrupa’da hayvan hakları odaklı siyasi partiler, Hollanda’daki PvdD’nin başarısından sonra adeta domino etkisi yarattı. Bu partiler, yalnızca hayvan refahını savunmakla kalmayıp, çevre politikaları ve sürdürülebilirlik konularında da kamuoyunun gündemini etkiliyor. Avrupa’nın farklı ülkelerinde ortaya çıkan bu hareketler, sokaktan meclis kürsüsüne uzanan bir stratejiyle hayvanların sesi olmaya çalışıyor.
İspanya’da 2003’te kurulan PACMA (Partido Animalista Contra el Maltrato Animal), yıllarca boğa güreşlerine karşı yürüttüğü kampanyalarla gündeme geldi. Ancak ülkenin yüzde 3’lük seçim barajını aşamadığı için parlamentoya giremedi. Yine de İspanya’da hayvanat bahçeleri ve sirklerdeki vahşi hayvan kullanımının yasaklanması sürecinde kamuoyu baskısı oluşturdu.
Almanya’da 1993’te kurulan Tierschutzpartei (Hayvan Koruma Partisi), 2014’te Avrupa Parlamentosu’na bir sandalye kazandırarak Avrupa düzeyinde tanınırlık kazandı. Parti, laboratuvar deneyleri ve mezbaha koşullarının şeffaflaştırılması için yasa teklifleri sundu. Ancak ülke genelinde %1 civarında oy oranını aşamadı. Parti lideri Martin Buschmann’ın etik dışı davranış iddiaları nedeniyle istifası, hareketin Almanya’daki etkisini zayıflattı.
Portekiz’deki PAN (Pessoas–Animais–Natureza) ise farklı bir çizgide ilerledi. İklim politikalarını merkeze alan PAN, 2019’da parlamentoya dört milletvekili soktu.Hayvan refahı yasalarının yenilenmesi, plastik kullanımının azaltılması ve yenilenebilir enerjiye geçişte aktif rol oynadı. Ancak 2022’deki seçimlerde oy oranı düşerek iki sandalyeye geriledi ama yine de varlığını sürdürüyor.
Türkiye’de ise hayvan hakları ve özgürlüğünü merkeze alan siyasi parti girişimleri son yıllarda dikkat çekiyor. Henüz resmi olarak faaliyete geçememiş olsa da, bu girişimler hayvan hakları savunucularının siyasette daha etkin bir rol arayışının göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Türkiye'de girişimler oldu ancak...
2013 yılında ‘Hayvan Partisi’ kuruldu ancak resmiyet kazanmadı. O dönemli internet amaçlarını, “insan merkezli işleyen dünyada unuttuğumuz, görmezden geldiğimiz, zarar verdiğimiz diğer canlıları gündeme taşımak" olarak tarif ettiler ancak zaman için faaliyetlerini yitirdi.
Hayvanlara Özgürlük Partisi (HÖP), 2016’da duyuruldu. Kurucuları çoğunluğu vegan aktivistlerden oluşan yaklaşık 30 kişilik bir gruptu. Partinin amacı, hayvan haklarını savunmak, veganizmi teşvik etmek ve hayvanlara yönelik şiddeti sonlandırmaktı. Ancak HÖP resmi olarak kurulamadı; faaliyetleri sosyal medya ve çeşitli platformlarla sınırlı kaldı.
2024 yılında ise bazı haber kaynaklarında, “Hayvanlar İçin Parti”nin kurulacağı ve hedefinin, siyaseti hayvanlar, doğa ve insanlar arasında adil bir dengeye oturtmak olduğu dile getirildi. Parti henüz resmî olarak faaliyete geçmedi.
Uzmanlar, bu girişimlerin Türkiye’de hayvan hakları konusunda yeni bir siyasal arayışın işareti olabileceğini belirtiyor. Henüz faaliyete geçmemiş olsalar da, bu tür oluşumlar kamuoyunun dikkatini hayvan hakları ve çevre politikalarına çekmeyi başarabilir. Türkiye’de hayvan hakları yasası hala tartışmalı bir konuyken, bu girişim yeni bir siyasal arayışın habercisi olabilir.
Avustralya, İngiltere, İsveç, Kanada ve Fransa’da da benzer girişimler girişimler oldu. Kimileri birkaç seçim sonrası kapandı, kimileri yerel düzeyde küçük başarılar elde etti.
Ama hepsi aynı soruyu sordu: “Siyaset, yalnızca insan için mi yapılmalı?” Belki de geleceğin siyasetinde 'seçim bildirgesi' değil, 'yaşam bildirgesi' konuşulacak.
Çünkü bu partilerin asıl vaat ettiği şey, daha fazla refah değil, daha az zulüm.
