top of page

Vahşi yaşam ihale ediliyor: Popülasyon kontrolü mü, gelir kaynağı mı?

Her yıl olduğu gibi bu yıl da av ihaleleri tartışma yarattı. Vahşi yaşama yönelik bu ihaleler yetkililerin söylediği gibi popülasyon kontrolü mü, vahşet mi?

29 Ağustos 2025 21:15:00

Vahşi yaşam ihale ediliyor:  Popülasyon kontrolü mü, gelir kaynağı mı?

P - Yaşam alanınızda beslenirken ya da koşarak bir yerden bir yere giderken bir anda bir silah patlıyor, orada hayatınızı kaybediyorsunuz. Sebebi de hayatınızın birileri tarafından ihale edilmiş olması...


Türkiye'de her yıl av sezonunda belli bir ücret karşılığı avlanmasına izin verilen hayvanlar açıklanıyor. Yaban keçisi, geyik, karaca gibi...


Bunu ihaleye açan yetkililer gerekçe olarak popülasyon kontrolünü öne sürüyor, hayvan hakları savunucuları da avcılık faaliyetinin doğal yaşama müdahale olduğunu savunuyor. Şimdiye kadar pek çok av ihalesi açıldı, bazıları dava edildi ve geri çekildi. Ancak her yıl olduğu gibi bu konu yine önümüzde


Patidio olarak konuyla ilgili bazı cevaplar aradık. Yetkililerin sunduğu argümanlar ne kadar geçerli, para karşılığı bir hayatı sonlandırmanın ahlaki boyutları nedir?


Av izinleri ile bilgiler tatmin edici değil


Türkiye’de 2025–2026 av sezonu 23 Ağustos’ta başlıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Av Turizmi Uygulama Talimatı Ek Kararı’na göre 9 farklı bölgede ihale açıldı; 233 yaban keçisi, 50 kızıl geyik, 35 karaca ve 7 Anadolu yaban koyunu için av kotası belirlendi. Bir hayvanın avlanma bedeli 30 bin liradan 1,8 milyon liraya kadar çıkıyor.

Özellikle nesli tükenme tehdidi altındaki hayvanların ihaleyle avlatılması, hayvan hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılanıyor.


Av ihaleleri, aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere aykırı.


Örneğin Bern Sözleşmesi’ne göre Ek Liste II’de yer alan türlerin kasten öldürülmesi yasak. Av izni, başka çözüm olmaması, popülasyona zarar verilmemesi ve raporlama yükümlülüklerinin yerine getirilmesi gibi istisnai koşullar çerçevesinde verilebiliyor.


Avlanmayla ilgili kota da önemli bir konu. “Av kotası” belirleme sürecinde kullanılan veriler şeffaf değil. Popülasyon sayımlarının metodolojisi kamuoyuyla paylaşılmıyor; bu nedenle bilimsel temeli olmayan av izinleri veriliyor endişesi hakim.


Yargı kararlarına rağmen yeni ihaleler açılıyor


Türkiye’de yıllardır yaban keçileri, kızıl geyikler, Anadolu yaban koyunu, karacalar gibi hayvanlarla ilgili olarak hak savunucularının yaptığı hukuki girişimler sonucu alınmış iptal kararları var.


Mersin: Danıştay 13. Dairesi, Mersin Barosu’nun açtığı dava sonucunda 39 yaban keçisinin avına izin veren ihaleyi iptal etti. Gerekçe, bilimsel ve kapsamlı verilerin bulunmamasıydı.


Bolu: Vegan Derneği’nin açtığı davada, 15 kızıl geyiğin avlanmasına yönelik ihale iptal edildi. Mahkeme, popülasyon verilerinin yetersizliğine dikkat çekti.


Konya: Anadolu Yaban Koyunu ve Yaban Keçisi için açılan ihale iptal edildi. Mahkeme, bakanlığın sunduğu verilerin ve savunmaların bilimsel açıdan yetersiz olduğuna hükmetti.


Benzer kararlar birçok ilde alınsa da yeni ihaleler açılmaya devam ediyor.


Tehlike altındaki türler listede


Av turizmi kapsamında avlanmasına izin verilen türlerin bir kısmı, Dünya genelinde doğa koruma çalışmaları yapan ve türlerin yok olma riskini bilimsel olarak değerlendiren en önemli kuruluş olan Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde  “tehdit altında” kategorisinde yer alıyor.


Örneğin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da habitat kaybı nedeniyle nüfusu azalan Anadolu yaban keçisi (Capra aegagrus) IUCN’de Near Threatened (Yakın Tehdit Altında) olarak sınıflandırılmıştır.


Türkiye’ye özgü ve endemik bir alt tür olan Anadolu yaban koyunu (Ovis gmelinii anatolica) ise IUCN’de ayrı bir kayıtla listelenmez; tür düzeyinde Ovis gmelinii (Mouflon) Near Threatened kategorisindedir.


Türkiye’de av turizmi, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve her yıl yayınlanan Merkez Av Komisyonu Kararı ile düzenleniyor. Merkez Av Komisyonu, İl ve İlçe Av Komisyonlarının Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmeliğe göre komisyon; vali, bakanlık temsilcileri, jandarma, çeşitli kamu kurumları ve üç avcı derneği temsilcisinden oluşuyor.


Komisyonun üyelerinin önemli bir kısmının avcılık derneklerinden gelmesi, komisyondaki kararların avcılık faaliyetlerini destekleyen bir perspektife sahip olacağı endişesi yaratıyor.


Av komisyon kararları


Merkez Av Komisyonu (MAK) kararları 6 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Buna göre 2025–2026 av sezonu 23 Ağustos’ta açıldı. Av turizmi kapsamında en çok ihale edilen tür yine yaban keçisi oldu. Devlet misafirleri ile diplomatlar ve acenteler dahil olmak üzere 233 yaban keçisinin avlanması için kota belirlendi.


Öte yandan Yaban Keçisi Hatalı Boynuz için 10, Melez Yaban Keçisi için 3, Kızıl Geyik için 50, Kızıl Geyik Kazık Boynuz için 2, Karaca için 35, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi için 22, Anadolu Yaban Koyunu için 7 kota belirlendi.

Avlanma izin ücretleri 5 bin ila 12 bin lira arasında değişirken, avlanma ücreti ise 30 bin lira ile 1 milyon 800 bin lira arasında değişiyor.

Yaban Hayatı Koruma ve Dayanışma Derneği Bilim Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen
Yaban Hayatı Koruma ve Dayanışma Derneği Bilim Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen

Avrupa’da uygulama nasıl?


Avrupa ülkelerinde korunan türlerin avlanması tamamen yasak mı? Yasak değilse nasıl bir yöntem uygulanıyor? Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Yaban Hayatı Koruma ve Dayanışma Derneği (YOKERDER) Bilim Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen yanıtlıyor:


“Bütün Avrupa ülkelerinde uygulanan standart bir uygulama yok. Belli ortak prensipler olsa da ülkeler kendi kurallarını uygular. Örneğin kartal, atmaca, şahin, akbaba gibi kuşların avı bütün Avrupa ülkelerinde yasaktır. Diğer taraftan küresel ölçekte veya bölgesel olarak nesli azalmakta olan kuşlar için ülkelere göre veya bölgelere göre farklı uygulamalar olabilir. Temel prensip Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesli tehlikede olarak listelenen türleri korumak ve neslini tüketmemek şeklindedir. Bu kapsamda hem ülkemizde hem de Avrupa’da çokça tartışılan türlerden ikisi; Üveyik ve Elmabaş patkadır. Bu iki türden üveyik IUCN tarafından 2019 yılında yapılan değerlendirmede, Elmabaş patka ise 2021 en son yılında yapılan değerlendirme VU kategorisinde nesli tehlikede olarak listelendi. Bunun üzerine pek çok ülke bu türlerin avlanmasını kısıtladı veya belli sürelerde yasakladı. Örneğin Üveyik nesli tehlikede olarak listelenince 2021 yılında Avrupa çapında bir eylem planı uygulamasına başlandı ve şimdiye kadar elde edilen kanıtlar, avlanma miktarının düşük tutulmasının popülasyonun geri kazanımı hedefiyle uyumlu olduğunu göstermektedir.


'Üveyik avı azaltıldı ancak hala Avrupa’dan fazla’


Özetle Üveyiğin korunmasına karar verilmesi üzerine AB ülkelerindeki üveyik avı yüzde 85 oranında azaltılmıştır. Bu süreçte Türkiye’de bilim insanları ve doğa koruma odaklı STK’ların, kuş gözlemcilerinin, doğal yaşam fotoğrafçılarının konuyu gündeme getirmeleri ve üveyik avının yasaklanması çağrıları, ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığının da konuyu ele alması üzerine Üveyik avlanma limiti 2016-2017 avlanma sezonunda avcı başına günlük 8 iken bu sayı, 2017-2018 sezonunda 5’e, 2019-2020 sezonunda ise 3’e düşürülmüştür ve 2025-2026 av sezonu için de 3 olarak sürdürülmektedir. Yani AB’deki yaklaşık yüzde 85’lik azaltılmaya karşı Türkiye’de de yaklaşık yüzde 63’lük bir azaltılmaya gidilmiştir.


IUCN tarafından nesli VU (Hassas) seviyesinde tehlikede olarak listelenen Elmabaş patka için de benzer şekilde bir kısıtlama getirildi. 2018-2019 av sezonunda herhangi bir sınırlama yoktu AMA 2019-2020 sezonunda kural değişti; günlük 6 ördek hakkı korunmakla birlikte, bunun en fazla 1’i Kılkuyruk, 2’si Elmabaş patka olabilecek şekilde kısıtlama getirildi. Böylece Elmabaş patka için avlanma sınırı 6’dan 2’ye düşürülerek yaklaşık yüzde 66 oranında azaltılmış oldu.


‘Av turizmi çok iyi envanter çalışmasıyla planlanmalı’


Sönmez, av turizminin doğru envanter çalışmaları ve av yönetimine dayandığı takdirde sürdürülebilir olabileceğini, ekosisteme zarar vermeyeceğini belirterek sosyal yönüne de dikkat çekti:


“Bir bölgede halk için kültürel önemi olan bir türü, sadece para karşılığı onların gözü önünde avlatmak büyük bir mutsuzluk yaratır ve alınan para bu üzüntüyü telafi edemez. Av turizminde hangi bireyin avlanacağı çok önemlidir. Doğada üreme, en güçlü bireylerin rekabetiyle gerçekleşir; güçlü erkekler çiftleşerek sağlıklı yavruların doğmasını sağlar. Eğer bu en güçlü bireyler avlanırsa, zayıf bireyler çiftleşir ve nesil zayıflar. Bu yüzden av turizmi, doğru veriler, iyi bir av yönetimi ve sağlam envanter çalışmalarıyla planlanmalıdır.”


Sri Lanka örneği…


Foto-safari, kuş gözlemciliği, doğa yürüyüşü gibi “yaşatan turizm modelleri” ile hem gelir elde etmek hem de ekosistemi korumak mümkün.


Peki neden bu yöntemler daha fazla tercih edilmiyor? Sönmez şöyle yanıtladı:


“Çünkü kültürel olarak avcı bir topluma sahibiz. Avlanmayı bir yaşam biçimi, bir hobi, bir sosyalleşme şekli olarak benimsemiş insanlar bunu sürdürmek istiyor. Avlanan insanlar da bu işten foto safari yapan veya kuş gözlemciliği yapan insanların aldığı hazzı alıyorlar. Avlamak mı, fotoğraflamak mı? Bu tercih hem bireysel hem de aslında bir vizyon olarak ülkenin bir seçimi. Bizde şu anda ikisi de birlikte yürüyor. Bazı ülkelerde avlanma öncelikli iken bazı ülkelerde ise doğa turizmi ön plana çıkabiliyor. Örneğin 2016 yılı başında foto safari için Sri Lanka’ya gitmiştim. Ülke genelinde av yasaktı ve doğa turizmi çok yaygındı. Hala da öyle. Kuşlar avlanmadığı için insanlardan kaçmıyor ve dünya üzerinde sadece bu ülkede yaşayan 30 kadar eşsiz kuş türünü zorlanmadan görebiliyor ve fotoğraflayabiliyorsunuz. Sri Lanka tercihini bu yönde kullanmış.”


‘Av komisyonunda dengeli temsil gerekli’


Sönmez, 2025-2026 kararlarının alındığı toplantı dahil 3 kez MAK toplantısına katılmış bir isim.

Av Komisyonu’nda avcılık derneklerinden 3 üye bulunduğuna işaret eden Sönmez, komisyonun işlevsel olabilmesi ve farklı fikirlerin kabulünün mümkün olabilmesi için konunun farklı taraflarının dengeli bir şekilde komisyonda temsil edilmesi gerektiğini belirtti ve şunları söyledi:


“Kararlar oylama ile alınacağı için avcıların bariz sayı üstünlüğü bulunan bir komisyon oluşturulursa burada örneğin bir Av karşıtı STK temsilcisinin bulunmasının bir anlamı kalmaz. Kişisel görüşüme göre Av komisyonlarında hala avcıların temsili fazla olsa da son yıllarda STK temsilcileri ve Üniversite temsilcilerine de komisyonlarda yer verilmesi konuların daha geniş kapsamlı görüşülmesi ve daha dengeli kararların alınmasına yardımcı olmaktadır. Örneğin nesli tehlikedeki av türlerinin avlanma limitleri önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Sansar gibi bazı türler av listelerinde çıkarılabilmektedir.”


‘Önemli olan neslin, yaşamın sürdürülebilir olması’


Peki, bir hayvanın hayatının sonlandırılmasını para ile belirlemenin hak odaklı bakıştaki yeri ne? Sönmez, şu yanıtı verdi:


“Ben bir biyolog ve yaban hayatı uzmanı olarak ava karşı bir insanım. Bu benim aldığım eğitimin ve uzmanlık alanımın da kaçınılmaz bir sonucu. Ancak dünya çapında bunun karşısında da çok aykırı fikirler olduğunun farkındayım. Bu konu çok uzun bir tartışma konusu olabilir. “Bir hayvan” ibaresi bile kendi başına çok uzun tartışılabilir. Örneğin hemen az sonra bir hayvan pazarına gidip bedeli bir fiyatla ilişkilendirilmiş bir koyunu alıp yaşamına son vererek onu mutfağıma koyabilirim. Bir tezgâha gidip doğadan yakalanmış bir kilo balığı ilişkilendirilmiş bir bedel karşılığı alıp soframa koyabilirim. Tüm bu faaliyetlerde sürdürülebilirliğin sağlanması önemlidir. Yani avcılık hiçbir hayvan türünün neslini tehlikeye sokmamalıdır.”

 


  • Instagram
  • X
  • Youtube

Copyright © patidio.com

Haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

bottom of page