top of page

'Vegan olmak, mükemmel olmak demek değil'

Uzun yıllar vejetaryen yaşayan oyuncu Kıvanç Kılınç, 6 ay önce vegan bir yaşamı benimsedi. Hayvanlarla kurduğu bağın, düşünce dünyasını ve gündelik hayatını etkilediğini belirten Kılınç, bu yolculuğun merkezinde vicdanla yüzleşmenin olduğunu söylüyor.

5 Mart 2026 09:00:00

'Vegan olmak, mükemmel olmak demek değil'

P - Oyuncu Kıvanç Kılınç’ın en sık uğradığı yerler arasında, bol kedili parklar ilk sırada yer alıyor. Parkta yürürken çoğu zaman peşinde pek çok kedi de oluyor. Çantasında mamayla gezen Kılınç, parktaki kedilerin çoğunu tanıyor, hatta bazılarına isim bile vermiş. En sevdiklerinden biri, Bodur. Röportaj sırasında da yanımıza kadar geldi, başını okşattı, kendini sevdirdi.


Kılınç’ın parktaki kedilerle kurduğu bu gündelik ilişki, hayatındaki hayvan sevgisinin en görünür tarafı. Uzun yıllar vejetaryen olan, bugün ise vegan yaşayan oyuncu için hayvan sevgisi, zamanla düşüncelerini, alışkanlıklarını ve hayatına bakışını da değiştiren bir yolculuk. Kılınç’la, bu yolculuğun nasıl başladığını ve onu nasıl şekillendirdiğini konuştuk.

 

Uzun yıllar vejetaryendiniz. Bu seçimin başlangıcı nasıl oldu?


İlk kez 2011’in başlarında izlediğim Joaquin Phoenix’in anlatımını yaptığı Earthlings belgeselinden çok etkilenmiştim.  “Normal bir hayvan belgeseli” diye açtım ama çok vurucu ve üzücüydü. Başta devam edip edemeyeceğimden emin olamadım, yine de sonuna kadar izledim. Ve doğal olarak şu soru ortaya çıktı: “Bu bilgiden sonra ben artık nasıl yaşayacağım?” Ancak daha sonra ben de bazı rahatlatıcı gerçeklere sığınıp konforlu hayatıma geri döndüm.

2017’nin sonu, 2018’in başlarında Cowspiracy adlı belgeseli izledim ve eski defterler açıldı. Yıllar önce başlayan hassasiyetim aklıma geldi. Düşüncede herkes “hayvanlara zarar vermemek gerekir” diyor. O zaman uygulamada da deneyelim dedim. İkna oldum ve böyle devam etmeye çalışıyorum.

 

Peki vegan olmak kararını nasıl aldınız?


7 yıl vejetaryen olarak devam ettim ama bunun yeterli olmadığını da biliyordum. Çünkü bütünsel bir endüstriden bahsediyoruz. Vicdan azabı ağır bastı ve “Ya hep ya hiç” diyerek vegan yaşamaya karar verdim. Ağustos 2025’ten beri veganım.

 

Veganlığa geçiş süreci sizi zorladı mı?


Hayır, hiç zorlamadı. Vejetaryen olduktan sonra da zaten dışarıda seçenekler sınırlı geliyordu, o nedenle evde kendi yemeğimi yapmaya alıştım. Vegan olunca biraz daha zor ama vaktim vardı. Bu süreçte herhangi bir sette ya da provada olmadığım için rahatlıkla adapte oldum. Ama dışarıda da yiyecek bulmak sandığım kadar zor değilmiş. En azından simit bulabiliyorsunuz. Bu biraz istek meselesi. Provam olduğu zamanlarda evde hazırlayıp yanımda götürüyorum.

 

Veganlıkta sizi en çok zorlayan alan hangisi oldu?


Kıyafet. Beslenme kısmı zor görünür ama asıl zor olan ayakkabı bulmak. Çünkü orada sadece deri değil yapıştırıcı gibi üretim sürecinde kullanılan ürünlerin de vegan olması gerekiyor. O konuda bayağı zorlandım.

 

'Hiç olmadığım kadar sağlıklıyım'

 

Instagram’da vegan yemek tarifleri paylaşıyorsunuz. Nasıl bir motivasyon var bu paylaşımların arkasında? 


Önceden de yaptığım yemeklerin fotoğrafını paylaşırdım aslında ama veganlık çok ötekileştiriliyor, pahalı sanılıyor. “Ancak zenginler vegan olabilir” gibi bir düşünce var. Halbuki hepimizin evinde olan, ulaşılabilir ürünlerle de vegan beslenebilirsiniz.  Sanırım vegan beslenmenin kolay ve erişilebilir olduğunu göstermek istiyorum.

 

İmza yemeğiniz var mı?


İyi yaptığımı düşündüğüm yemekler var, örneğin kereviz bunlardan biri. Eskiden de pizza yapmayı da çok severdim; şimdi vegan pizza deniyorum. İlk kez yiyen “peynir yok mu?” diyebilir ama oluyor.

 

Vegan beslenmeyle ilgili en çok sağlıksız olduğu konusunda önyargılar olur. Sizin deneyiminiz nasıl?


Altı ay önce vegan olmadan önce kan tahlili yaptırmıştım. O dönemde doktoruma da vegan beslenmeye geçmek istediğimi söyledim. Bir düzen kurdum. Ek olarak şu an sadece B12 alıyorum ki zaten vejetaryenken de alıyordum. Altı aydır vegan besleniyorum ve şu an bütün değerlerim referans aralıkta. Yani sağlığımdan bir şey kaybetmedim, aksine çok daha sağlıklı hissediyorum.


Örneğin annem, vejetaryen olduğumu söylediğimde çok ürkmüştü; öleceğimi sanmıştı. Vegan olduktan sonra da “Bunu anneme nasıl söyleyeceğim?” diye düşündüm. Ama görüyor beni. 28 yaşımdayken 96 kiloydum, kolesterol problemim vardı, durağan bir hayat yaşıyordum. Şimdi 43 yaşındayım, 20 kilo daha zayıfım ve hiç olmadığım kadar fitim. Bunu sadece veganlığa bağlamıyorum ama unsurlardan biri. Annem de bunu gördüğü için artık rahatladı.

 

Kıvanç Kılınç, röportaj sırasında hem kedileri sevdi hem de onları besledi.
Kıvanç Kılınç, röportaj sırasında hem kedileri sevdi hem de onları besledi.

Çevrenizde sizden bu yönde etkilenen kişiler oldu mu?


Ablam da vejetaryen mesela. 2018’de ben vejetaryen olduktan sonra o da bu yönde bir karar aldı. Bildiğim kadarıyla o zamandan beri et tüketmiyor.


Tiyatromuzda diksiyon dersi verdiğim dönemde Mine adlı öğrencim vardı. Sohbetlerimizden birinde kedilerden ve vejetaryen olma sürecimden bahsetmişim sanırım. Mine daha sonra bana “Hocam, sayenizde ben de vejetaryen oldum” diye mesaj atmıştı. Çok sevinmiştim. Birini etkilemiş olmak iyi hissettirmişti. Sonra çok hızlı şekilde vegan da oldu.


Şimdi örneğin sevgilim uzun zamandır et tüketmiyor. Gözlemliyorum, hayvansal ürünleri de yavaş yavaş alternatifleriyle değiştirmeye başladı. Zaten bu süreç biraz böyle ilerliyor.

 

'Eskiden daha köşeli biriydim'

 

Bir de toplumsal önyargılar var bu konuda…


Birisi “ben veganım” dediğinde, yaptığı her hata ona ihale ediliyor. Örneğin geçen günlerde Galata Köprüsü’nde bir olay yaşandı, kurgu olduğu belliydi. Kurgu değilse bile ruhsal rahatsızlığı olduğu söylendi. Vegan olan biri “ben veganım” deyip o eylemi yapmaz. Vegan etik, başkasına müdahale hakkı vermez. “Ben zararı en aza indireceğim” diye bir karar verdim diye, başkasının hayatına karışamam.


Ama bu tüm 'öteki'lere yapılıyor. Örneğin kadın şoför park edemedi diye haber yapılıyor; her gün onlarca erkek de yapamıyor. Algıda seçicilik var. Dezavantajlı gruplara laf söylemek kolay, güç grubuna yakın olanlara değil. Veganizmle ilgili de böyle, vurması kolay bir alan gibi.

 

Saçma sorulara da maruz kalıyor musunuz?


Klasik soru: “Issız adaya düştün, hayvan var, yer misin?” Hayatta kalmak için gerekiyorsa muhtemelen yerim. Ama alternatif varsa, meyveler varsa niye hayvanı öldüreyim? Çok basit. Artık bu soruların çoğunu tartışmadan kapatıyorum. Örneğin “Maya da canlı değil mi?” gibi şeyler soruluyor. Gerçekten konuşmak istiyorsa konuşalım, anlamak istiyorsan anlatayım ama yoksa hiç konuşmayalım diyorum.


Veganizm, “Hiçbir canlı ölmesin” demiyor, bu mümkün değil. Ama alternatif varken hayvanlara eziyet edilmeli mi, hayvanlar öldürülmeli mi? Maya canlı diye bir kuzuyu ya da tavuğu öldürmek meşru mu oluyor? Buna indirgemek çok yanlış. Sosyal medyada da benzeri gelince engelliyorum; dışarıdan gürültü gelince pencereyi kapatmak gibi.

 

Bu süreç sizi kişisel olarak nasıl değiştirdi?


Bende bir katılık vardı, “Ya hep ya hiç” gibi düşünüyordum. Bir arkadaşım da “bu globalleşemez” diyordu. “Diyelim ki biz iki kişi vegan olduk, dünyanın geri kalanı ne olacak?” yaklaşımı. Ben de buna yakındım ama bunun aslında vicdanımı rahatlatan bir hikaye olabileceğini fark ettim. Kedilerimi seviyorum, onlarla yaşıyorum, emek veriyorum. Ama dışarıda da aynı canlılar var. Sadece “benimkiler” mi? Diğer hayvanlar peki? Bu farkındalık geldikçe mümkün olduğunca tutarlı olmaya çalışıyorum. Benim hayatımda “mümkün olduğunca” kısmı eksik olan şeydi. Beni rahatsız eden kendi vicdanım. İtirazlarda kendi vicdanımı gördüm. Daha tutarlı olmaya, daha yumuşak olmaya çalışıyorum.

 

'Geçmeyen bir acı var'

 

Kedilerinizi yakın zamanda kaybettiğinizi biliyoruz… Onlarla ilişkinizi biraz anlatır mısınız?


Üç kedim vardı. Mayıs ayında Pembe’yi kaybettim 18 yaşına yakındı... 2024’ün eylülünde de 16-yaklaşık 17 yaşında olan Kutsi’yi kaybettim. En küçük kedim Melis ise evi terk etti. Pandemide Cihangir’de teras katında oturuyordum. En küçük kedim Melis, oyunbazdı ama evde gerilim vardı. Diğer ikisi birbirine düşmandı. Teraslı eve çıkınca daha mutlu oldu. Gidiyordu, gün boyu gelmiyordu. Bir gün gelmedi. Çok üzüldüm ama “demokratik hakkını kullandı” diye düşündüm; burada mutlu değildi daha mutlu olacağı hayatı seçti. Umarım hayattadır.

 

Sahiplenme hikayeleriniz nasıl?


2005’te İstanbul’a geldiğimde Cihangir’de ablam ve eşiyle yaşıyordum. Onların bir köpeği vardı ve çocuklardan da kedilerden de hiç hoşlanmıyordu. Bir gece dublajdan dönerken sokakta bembeyaz bir yavru kedi gördüm; ciyak ciyak bağırıyordu ve kimse almıyordu. Ablamlarla konuştum, en azından benim odamda kalsın dedim. Veterinere gidip “sahibi çıkarsa bana ulaşsınlar” diye numaramı bıraktım ama kimse aramadı. İşte Pembe, hayatıma böyle girdi. Sonra ben ayrı bir eve çıktım, Pembe de benimle geldi.


Kutsi ise bir kısa film vesilesiyle hayatıma girdi. Çok küçüktü, o süreçte sahiplendim. Melis’in hikayesi daha da ilginç. Cihangir’de bir mekanda arkadaş beklerken üstüme tırmandı. Bir süre sonra aynı şeyi tekrar yaptı. O an “bu alınacak” dedim ve onu da eve götürdüm.

 

Kayıplardan sonra yas sürecini atlatabildiniz mi?


Yas hala devam ediyor. Bitiyor ama “hicran” dediğimiz geçmeyen bir acı kalıyor ya… Uzun süre çok depresif geçti. Yerine başka bir hayvan alma fikri gelmedi, içimden gelmiyor.


Bana iyi hissettiren şeyin ne olduğunu yeniden düşündüm. Bu da mümkün oldukça zor durumda olan insanlara ve hayvanlara yardım etmek. En kıymetlisi bu. O yüzden mama alıyorum, yanımda mama taşıyorum. Burayı (Fenerbahçe Parkı) seviyorum.  Kediler, köpekler, kargalar…

 

'Bir canlının hayatına dokunmadan hayatın ne anlamı var?'


Hayvan sevgisi ve veganlık, sanatınıza yansıyor mu?


Muhakkak. Sanat iç dünyayla ilişkili. Duygusal dünyası gelişen insanın ifade imkanı da genişliyor. Ne kadar fazla canlıyla iletişim kuruyorsak, kendimizin de o kadar fazla yönüyle iletişim kuruyor, dünyayı onun üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Bu da ifadeyi zenginleştiriyor.

 

Kedilerden sonra evde hayvan olmaması size ne hissettirdi?


İlk defa evimde hayvan yok ve tek başımayım. Bu sadece yalnızlık değil. Her gün sevgi aldığım, sevgi verdiğim; dokunduğum, öptüğüm, gözettiğim canlılar vardı. Artık yok. Bu büyük bir eksiklik. Parka daha çok gelmemin nedeni de biraz bu… Çünkü “Bir canlının hayatına dokunmadan hayatın ne anlamı var?” sorusu, şu anda bende çok güçlü.

 


  • Instagram
  • X
  • Youtube

Copyright © patidio.com

Haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

bottom of page