Ya uzaylılar Makbuş'u kaçırdıysa
Makbuş’un eve gelişinin üzerinden altı ay geçmiş, yaptığım tüm anlaşmalar fiilen geçersiz sayılmıştı. Artık gündemimde sadece o vardı. Araba motorunun içinden çıkarak bize gelen Makbuş, çoktan hayatımın en önemli parçalarından biri haline gelmişti.
27 Temmuz 2025 09:00:00

P - Geçen gün Instagram’da, tüm kapı ve pencerelerin kapalı olduğu evde kedisini 10 dakika boyunca bulamayınca, uzaylılar tarafından kaçırıldığını düşünmeye meyilli birinin sarkastik paylaşımına rastladım. Öte yandan kedi sahipleri için oldukça tanıdık bir panik haliydi bu.
Benzer bir durumu kısa süre önce ev arkadaşım Makbule nam-ı diğer Makbuş ile birebir yaşadım. Kendisi evin içinde yarım saat boyunca kayıptı. Artık evde olmadığına kanaat getirmiştim ki, apartmandaki her deliği, her kuytuyu kontrol ettim. Gözü yaşlı bir şekilde eve döndüğümde, kapıyı açar açmaz beni “neredesin sen?” ifadeli yargılayıcı bir yüzle karşıladı. O anki mutluluğumu tarif etmeye kelimeler yetmez.
'Karşıma alıp konuştum, odam yasaklı bölgeydi'
Makbuş, bundan tam dokuz yıl önce bir anda çıkagelmişti hayatıma. Ev arkadaşım, benden onay alarak Makbuş’un kişisi olmayı seçmişti. Böylece iki kişilik evimiz, üç kişilik olmuştu. Henüz altı aylıkken bize katılan Makbuş’a alışmak ve onunla yaşamayı kabul etmek, benim açımdan pek de kolay olmamıştı.
Başta pek muhatap olmazsam bana bulaşmaz diye düşündüm. Ama öyle tatlı ve cana yakındı ki, herhangi bir insanın ona kayıtsız kalması mümkün değildi. Bir süre sonra onu ciddiye aldığımı belli eden bir konuşma yaparsam ikimiz de evin içinde mutlu mesut yaşarız diye düşündüm. Ev arkadaşımın evde olmadığı bir gün Makbuş’u karşıma aldım. Ama o, doğrudan kucağıma gelerek konuşmayı başlattı. Ben de itiraz etmedim. (Az önce onun karşı konulamaz olduğunu söylemiştim zaten.)
Ona benimle pek muhatap olmaması gerektiğini, odamın kesinlikle yasak bölge olduğunu, kucağıma çıkmasından hoşlanmadığımı ve kendini bana öptürmesinin uygun olmadığını anlattım. Dinledi beni. Fakat şans bu ya o gece birlikte uyumuşuz.
Makbuş’un eve gelişinin üzerinden altı ay geçmiş, yaptığım tüm anlaşmalar fiilen geçersiz sayılmıştı. Artık gündemimde sadece o vardı. Araba motorunun içinden çıkarak bize gelen Makbuş, çoktan hayatımın en önemli parçalarından biri haline gelmişti. Hatta bazı anlar oldu ki “Keşke konuşsa da sohbet etsek” diye düşündüm.
'Ya Makbuş hayatıma hiç girmeseydi?'
Çünkü Makbuş, bana karşılıksız sevginin yalnızca insana özgü olmadığını, hatta çoğu zaman insanın veremediği türden bir sevgiyi gösterebileceğini öğretti. Yeni uyandığımda esneyerek yanıma gelişinde, gece yatarken başucuma kıvrılışında, hasta olduğumda sessizce yanıma oluşuyla, çalışırken ekranın yanına usulca oturuşunda, mutfakta yemek yaparken ayağımın dibinde sabırla bekleyişinde… Hep yanımdaydı. Her an, her durumda... Varlığıyla yalnızlığımı alıp götüren bir sessiz şefkat gibiydi.
En çok da pandemide ağır COVID geçirdiğim günlerde fark ettim bunu. Günlerce nefes almakta zorlandığım, umutsuzluğun tavan yaptığı o zamanlarda, üç metrekarelik odamın kapısından bir an bile ayrılmadı. Sanki nöbet tutar gibiydi. Güvende olduğumu ve yalnız olmadığımı onunla hissettim.
Bazen düşünüyorum da… Ya Makbuş hiç hayatıma girmeseydi? Cevap çok net. Kesin bir yanım eksik kalırdı. Tabii içimde hala minik bir korku var. Umarım bir gün gerçekten uzaylılar gelip Makbuş’u kaçırmaz.
